25 Aralık 2011 Pazar

KIEHL'S EVENT!


2012'nin ilk yazısı baya gecikmeli geliyor ne yazık ki..Ama güzel bir haberle geliyor. Geçtiğimiz Aralık ayında Byeography olarak Akmerkez Kiehl'sdaki ilk event'imize katıldık.


Şimdiiiii bizim New York'tan aslında aşina olduğumuz Kiehl'sı aramızda duymamış olanlar olabilir, hemen kısaca tanıtalım. Kiehl's aslında 1800'lerde New York'ta  açılan sıradan bir eczaneymiş. Zamanla, Ahmet Kiehl's'ın sadece doğal malzemeler kullanarak ürettiği kremleri o kadar tutmuş ki, o minik eczane sınırlarından taşmış ve şu an dünyada 400 den fazla mağazaya sahip KIEHL'S markasına dönüşmüş. Lafı fazla uzatmadan sözü resimlere bırakıyoruz..


O gün öğrendik ki aslında üçümüz de bambaşka cilt tiplerine sahipmişiz! Bu sayede karma, kuru, yağlı yani kısaca her cilt tipine uygun ürünü test etme imkanımız oldu. Henüz bir kaç haftadır kullandığımız ürünlerin hepsi hoşumuza gitti ancak favorilerimiz bu iki krem oldu:


Fiyatları 100-200 YTL civarında olan KIEHL's kendi klasmanındaki çoğu markadan daha kaliteli ve etkili ürünlere sahip. Merak edenler eğlenceli mağazalarına gidip daha fazla bilgi alabilirler. Biz burdan Ömer Bey'e bize öğrettikleri ve sonsuz sabrı için teşekkür ediyor ve bitiriyoruz..(Tavşan Memesi kih kih kihh)


21 Aralık 2011 Çarşamba

Niagara Şelalelerinden Atlamak İsteyen?


Thanksgiving (Şükran Günü) tatilinde yakınlarda ama görülmeye değecek kadar da enteresan bir şeyler yapalım diye tutturdum. Tatiller kaçmaz; gezmek görmek lazım (!). Uzun zamandır aklımda olan Niagara şelaleleri + Toronto + 1000 Islands turu araştırmalarına başladım. Çok ekonomik turlar var internette; 2 gece 3 gün kapsamlı (tabiki en lüks değil) turlar bulduk. Turun başlayacağı günün sabahı otobüsümüzün Chinatown'dan kalkacağını farkedip 3 gün boyunca bol bol çince konuşulacağını anladığımızda iş çoktan geçmişti. Tur rehberi Wendy yol boyu çince şarkı söyleyince, molalarda bol bol çin yemeği yemek ve çince aksanlı ingilizce dinlemek zorunda kalınca turun tadı biraz kaçtı tabi ama değdi. Yine de derim ki bence bir görün şu Niagara Şelalelerini.. Dünyanın en ilginç şelalesi değil itiraf etmeliyim ama görmekten zarar gelmez... Şimdi size Niagara şelaleri ile ilgili komik bir kaç bilgi verecegim sıkı durun ... Bazıları trajikomik bazıları hayal kırıklığı yaratan cinsten....  Buyrun:

*Turun 1000 Islands kısmı en istediğimdi fakat Kasım ayı ortası mevsimden dolayı götürmüyorlarmış oralara, baharda ise kesin gidilmeli...

Şelalelerin Kanada tarafından görülmesini öneriyorlar çünkü manzaraya daha hakim olunuyormuş. Niagara şelaleleri 3 kısımdan oluşuyor: Horseshoe (en büyük ve doğal kısmı), American Falls ve Bridal Veil Falls (bu ikisi ne yazıkki insan yapımı). Niagara Şelaleri Kuzey Amerika'nın büyük kesimine elektrik enerjisi sağlıyormuş.

Horseshoe Falls
American Falls ve Bridal Veil Falls
Horseshoe Falls (üstte), American Falls (altta)
Yazın Horseshoe yakınlarında  bot turları düzenleniyor.
Hayal kırıklığı yaratan 'insan yapımı' American Falls
Üstteki beş resim alıntıdır.*www.dailymail.co.uk


-------------------------------------------------------
DAREDEVILS of Niagara: Çeviri yapınca pek komik oldu; Niagara'nın Gözüpekleri (*haddinden fazla cesur kimseleri, yılmayan adamları)
*tamamen sözlük çevirisidir(!)
1901- Annie Taylor ilk "Gözüpek"imiz diyebiliriz. Niagara'dan aşağı fıçı içinde atlamış. Yanına da minik kedisini almış (resimde Annie'nin sağ elinin altına bakın!). Hayali ünlü ve zengin olmakmış. Maceradan sağ kurtulmuş ama ün nerdeeee? Yoksulluk içinde ölmüş, macera sonunda hırpalandığı ile kalmış.


1920 - Charles G. Stephens Niagara'dan atlayıp ölen ilk gözüpeklerimizden. Charles, Annie kadar talihli değilmiş, fıçıdan bir tek sağ kolu çıkmış...

1995 - Robert Overcracker'ın hikayesi trajikomik... Evsizler icin planladığı 'jetskili' protesto atlayışında paraşütü açılmayınca gerisinde en son bu resmi bırakmış ...


Samuel Dixon 1890 - Bir de Niagara'yı ip üstünde geçenler var tabi...


12 Aralık 2011 Pazartesi

Al Pacino İstanbul'a geliyor!!!!


Özür dilerim Byeography, seni ihmal ettim. Yazacak, anlatacak o kadar çok şey varken elim bir türlü gitmedi yazmaya. Kısa zamanda büyük bir değişim... Kolay olmadi. İlk başlarken demiştik ya bu macera NY'da başladı ama nerede biteceğini biz bile bilmiyoruz diye... İşte benim icin macera artik İstanbul'da devam ediyor. En azından şimdilik :)


Gelelim size asıl bahsetmek istediğim konuya. Kevin Spacey’den sonra Al Pacino da İstanbul’a geliyormuş. Hem de Shakespeare'in meşhur 'Merchant of Venice -Venedik Taciri' adlı oyununu oynamak için! Ocak sonunda, Hasköy'deki Yün İplik Fabrikası'nda dört gala olarak sahnelenecek oyunda, bir de sürpriz Türk sanatçı olacakmış.



New York’da her yaz ‘Shakespeare in the Park’ adı altında düzenlenen tiyatro günleri oluyor. Bu etkinliklere çok ünlü isimler oyuncu olarak katılıyor ve bir de bu tiyatro gösterileri ücretsiz yapılıyor. Hal böyle olunce Amerika gibi sıraya girmeye bayılan bir memlekette sınırlı sayıda olan, ücretsiz biletlerden edinebilmek için 1 gün öncesinden Central Park’ın etrafında kamp kurmalar başlıyor. Evet itiraf ediyorum, bende yapacağımı hiç tahmin etmezdim ama yaptım. Geçen yaz sırf Al Pacino’yu dünya gözüyle görmek için sabahın 4‘ünde katlanan sandalyem, günü geçirecek kadar yemek ve bir de B ile çoktaaan 11 blok boyunca uzamış kuyruğa girip şansımı denedim. Olmadı, bir daha denedim. Yine olmadı. Umudumu yitirmedim, bir kaç ay sonra Broadway’e geldiğinde uçarak gittim. İyiki de bu kadar çok denemişim. Her dakikasına değdi gerçekten.






Uzun lafın kısaısı, eğer fırsatınız varsa bu oyunu kaçırmayın derim. Al Pacino’yu canlı canlı izleme şansı heran karşınıza çıkmayabilir. 


10 Aralık 2011 Cumartesi

I'd Kill to Look Better Naked



I'd Kill to Look Better Naked... İnsanın dikkatini acayip çeken bir slogan. Evet, kimilerimiz gerçekten çıplakken daha iyi görünmek için ölebilir, öldürebilir(!). Uzun zamandır inşaatı süren Chelsea'deki David Barton Gym sonunda açıldı. Önünden geçerken farkettiğim detaylar içerinin tasarımını görmek için can atmama neden oluyordu. Kapısında kuru kafalar olan bir yerden ne beklenirdi ki?


Öğrendim ki burası alıştığımız spor merkezlerinden çoooook farklıymış: içerisi tam bir gece klübü havasında... DJ eşliğinde egzersizinizi yapıp, tiyatro spot ışıklarının altında body builing yapmanızın hiç bir sakıncası yok burada. Soyunma odası ise tam bir lounge... Sabahleyin portakal suyu içebileceğiniz bar(!) ortamı işe geç kalmanıza neden olabilir. Uyarmadı demeyin!!! Ama resimlerine bakmadan da bu sayfayı kapatmayın!